Devlet Algoritması

Sistemsel yapıların içerisinde en eski ve en fonksiyonel olan devlettir. İnsanın var olduğundan beri varlığını sürdüren devletler, uzun bir tarihsel süreçte evirilerek modern çağlardaki son haline ulaşmıştır. Her ne kadar devletlerarası ilişkilerde bir sistem olsa da bu sistem anarşik yapıdadır. Anarşik yapıdaki bu sitemde tutunabilmek veya sisteme yön verebilmek için en rasyonel kararlar verebilmesi gerekir. Bu durum ise devlet davranışlarının öngörülebilir haline getirir.

Öngörebilmek için devlet algoritmasını çözmek gerekir. Bunun yolu ise devlet aklının nasıl işlediğini anlayabilmektir. Akılcı kararların elbette bir matematiği vardır. Tıpkı yapay zeka gibi bazı girdi konuların çıktısı net ve değişmezdir. Matematikteki gibi denklem bellidir ve sonuç f(x) değişkenine göre şekillenir.

Bu denklemlerden bir tanesine örnek verilecek olursa; bir devletin, karşısında egemenliğini kısıtlayan daha güçlü devletler varsa o egemenliğin kısıtlanmasından çıkarları zarar görecek başka bir devlet ile güç dengesi oluşturmalıdır. Mesela Milli Mücadele döneminden sonra Türkiye, boğazlar üzerindeki egemenliğini kısıtlayan batının, karşısında durmak için, batının boğazlar üzerinde egemenliğini tehdit olarak algılayan Rusya’ya yanaştı.

Bu denklemi esas alacak olursak denklemin eksi değer verdiği an, dengeyi sağlayacak devletin bu dengeyi avantajına alarak dengeye muhtaç devleti baskı altına aldığı andır. 1936 Montrö boğazlar sözleşmesinden sonra bu yakınlaşmayı referans alan Rusya, Türkiye üzerindeki etkiyi baskıya çevirdi. Boğazlar üzerindeki egemenliğini kısmen elde eden Türkiye bu sefer batıya yüzünü çevirdi. Bu olay çıktısının doğal bir sonucudur.

Ancak devlet aklı, kendisini etkileyebilen bir başka faktör olan bireyin duygusal olmasından dolayı, yapay zeka kadar kusursuz olmayabilir. Neticede devlet aklı duygusal varlıklar olan insan tarafından oluşturuluyor. Duygunun kendisi kusur sayılmaz ancak duygusal davranışlar kusurlu kararlara yol açabilir. Bu da fonksiyon metaforundaki f(x) olay çıktısını öngörülmez haline getirir.

Örneğin Saddam Hüseyin iktidara geldikten sonra halkın çoğunluğunu teşkil eden Şia mezhebine mensuplarına uzun yıllar baskı ve şiddet uyguladı. Sosyal patlama yaşanmasa da, 2003 yılında ABD ordusu Irak’ı işgal ederken, dışarıdan gelen bu müdahalenin rejim baskılarını son vereceğini düşünen halkın direnişi ile karşılaşmadı. Savaş sonunda iktidara gelen Şii yönetiminin reflekslerini ve tutumuna dikkat edilecek olursa, kendilerine uğratılan baskıların tekrarını Sünni halkına uyguladı. Devlet aklı tamamıyla yapay zekadan oluşmuş olsaydı verilecek en doğru, en rasyonel ve en kusursuz karar adaleti tahsis edip baskıyı ortadan kaldırmak olurdu. Çünkü devlet aklının bu husustaki algoritmasında “devlet bölünmemeli” ve “halk itaatkar olmalı” şeklinde iki kod bulunur. Bunun yolu ise halkı normalleştirmekten geçer. Ancak gelen iktidarın tutumu rasyonel değil duygusal faktörler ile şekillenmişti. Çünkü başından da belirttiğim gibi devlet aklını birey oluşturuyor.

Bireyin akıl dışı devlet kararları tamamen belirsiz sayılmaz. Öngörüde bulunabilmek için kapasiteyi tespit etmek gerekir. Tarihte işgal edilen birçok yerin, kapasitesi iyi tespit edilmesi ile gerçekleşti. Birinci dünya savaşı arifesinde, Etiyopya, Çekoslovakya ve Mançurya toprakları bu şekilde işgal edildi. Bununla beraber kapasite belirsizliğiyle de öngörü yapılabilir. Tarihteki en büyük konvansiyonel savaşlar kapasite belirsizliği ile ortaya çıktı. Buna birinci ve ikinci dünya savaşlarını örnek verebiliriz.

Kapasitelerin belli olması, savaş engellemez ancak şeklini değiştirebilir. İkinci dünya savaşından sonra başlayıp Sovyetler Birliğinin yıkılması ile biten soğuk savaşta iki kutup kendi ve karşı kutupların kapasitelerini çok iyi biliyordu. ABD atom bombasını elde ettikten birkaç yıl sonra Rusya da aynı silaha sahip oldu. ABD hidrojen bombasını yaptıktan kısa bir süre sonra Rusya da bunu elde etti. Bilinen kapasite ile eğer topyekun savaşa girilseydi karşılıklı mahvolacaklardı. Bu yüzden geleneksel yöntemle savaşmak yerine ekonomik savaşlar vermeyi tercih ettiler. Ve nitekim bu yeni savaş şekli başlamadan  da öngörülebildi.

Sonuç olarak bir devlet aklını oluşturan sabit denklemleri ve ona yön verecek değişkenler ile anarşik yapıdaki uluslararası sistemin geleceği okunabilir. Tespit ettiğiniz öngörünün keskinliği ise tespit ettiğiniz değişkenin keskinliğine bağlıdır.

Muhammed Nur Öztürk

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir