DAEŞ’in Oluşumu

Birçok terör uzmanının dile getirdiği gibi konjonktürel olan DAEŞ’in sonuna yaklaşıyoruz. Peki bu terör örgütünün oluşumu nasıl gerçekleşti? Gerçekten ABD başkanı Donald TRUMP’ın dediği gibi DAEŞ’in kurucuları Barack OBAMA ve Hilary CLİNTON mıydı? Bu sorulara “evet” cevabını verecek olursak karşımıza bir soru işareti daha çıkıyor: 2003 yılında Saddam Hüseyin’i devirip ordusunun yeraltına çekilmesine neden olan ABD nasıl oldu da ciddi bir Amerikan karşıtlığına rağmen aynı taban ile bir örgüt oluşturup kullanabilmeyi başardı?

Bu soruya doğru cevap vermek için 2003 yılına dönmek gerekir. Herkesin bildiği üzere, dönemin ABD başkanı George W. BUSH’un talimatıyla Irak, “kitle imha silahına sahip olduğu” gerekçesi ile işgal edildi. Ancak savaş sonu Saddam’ı devirdikten sonra Irak’ın kitle imha silahına sahip olmadığı anlaşıldı hatta bunun için CIA tarafından özür dilendi. On yıllarca tecrübesi olan böyle bir istihbarat teşkilatının böyle basit bir hata yapması mümkün olabilir mi? ABD’nin gerçekten “kitle imha silahını” yok etmek için Irak’ı işgal etme amacının olmadığına inanan birçok kişinin aklına ilk gelen Irak’ın zengin petrol rezervleri iç “kitle imha silahını” bahane olarak kullandıklarına inanıyorlar. Bununla ilgili birçok yaz yazıldığı için bu argüman üzerinden günümüzü etkileyen başka bir perspektif üzerinden gideceğim.

ABD savaş sonrasında sivillere karşı yapılan aşırılıklardan dolay Irak’ta büyük bir Amerikan karşıtlığının oluştuğunun farkındaydı. Ancak Ortadoğu politikasını da bir kenara atamazdı. Bunun için Irak sosyolojisini kıvama gelmesi gerekiyordu. Bir ulusun sosyolojisini manipüle etmenin en kolay yolu ise iktidar güçten geçer.

ABD, Savaş sonunda devrilen Saddam rejiminin oluşturduğu boşluğu doldurmak için iktidara Şii hükümetinin gelmesini istedi. Ve nitekim de oldu. Bu durum, Ortadoğu politikasında soğuk savaştan beri süre gelen “Sunnilerin batı blokuna Şiilerin ise doğu blokuna yakın olması” savına aykırı bir durumdu. Bu hamle ilk bakışta doğu blokunun varisi Rusya’nın menfaatine yaradığı gibi görünse de uzun vadede çok daha kapsamlı bir strateji için ABD’nin yararınaydı.

yeni iktidar devrilen Saddam rejimi kadar güçlü değildi. Ayrıca 2003 öncesinde Saddam silah tekelini elinde bulunduruyordu. Şii hükümet ise, ABD’nin 2003’de terk ettiği ordu silahlarını eline geçiren Saddam’ın yeraltına çekilmiş ordusunun varlığı ile bu avantaja sahip değildi.

Uzun yıllardır Sunni rejimlerle yönetilen Irak iktidarlığına ilk kez bir Şii hükümet geldi. Gün geldi devran döndü,  o güne kadar sunni hükümeti Şiileri baskı altına alırken artık şii hükümeti  sunnileri baskı altına alaıyordu.

Ortada uzun yıllar baskı gören öfkeli bir halk vardı. Baskı altındaki Sunni halk Saddamın yeraltındaki ordusunun desteği ile oluşan bu sosyal hareketlilik 10 yıl sonra bir sosyal patlamaya neden oldu. Şii hükümeti, Saddam rejimi kadar güçlü olmadığından bu sosyal patlamayı kontrol altına alamadı. Artık Irak Sunni halkı yıllar içerisinde Manipüle edilerek istenilen kıvama gelmişti. Artık O bölgede stratejisi olan bir çok gücün maymuncuk olarak kullanabileceği bir örgüte dönüşmüşlerdi. DAEŞ adındaki bu örgütünün hakimiyet kurduğu alan ne kadar genişlediyse,  kendisini “Dünya Jandarması” olarak gördüğü ABD’nin “terörizmle mücadele” adı altında müdahale edeceği alanda o kadar genişliyordu.

ABD’nin DAEŞ oluşumundaki etkisini kanıtlamak için başkan Trump’ın itiraf niteliğindeki Obama açıklamasını yapmasına gerek yoktu. Yıllar içerisinde ıraktaki yaşananlara dikkat altına alıp, ABD’nin Irak’daki iktidar-güç boşluğunu doldurup ordu-güç boşluğuna dokunmamasını, Irak’dan çekilirken silahlarını geride bırakmasını ve en önemlisi Şii hükümetini desteklemesi ABD’nin DAEŞ kuruluşu sürecindeki katkısını görmeye yeterli olduğunu düşünüyorum.

Muhammed Nur Öztürk

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir