Zaman ve Mekan Olgusu

Zaman İllüzyonu

İnsanoğlu dünyaya gözlerini açmasıyla kendini bir mekanın içerisinde görmekte ve zamanla hayatı ilerlemektedir. Görüp dokunduğu için mekanı oluşturan maddenin farkında olabilir. Fakat zaman soyut olduğundan, kavranılması kolay değil. Varlıkları, zıtlığı veya yokluğu ile anlayabildiğimiz bu alemde zamanın ne zıtlığı ne de yokluğu olduğu için zaman olgusunun varlığını fark etmek kompleks hale gelir.  Ancak zamanın kavramlarını fark edebilirsek bir nebze de olsa olgusunu kavrayabiliriz.

Zaman olgusunu anlayabilmek tıpkı insanoğlunun uzaya çıkmadan soluduğu havayı anlayabilmek gibidir. Her ne kadar insanoğlu uzaya çıkıp havanın yokluğu ile hava olgusunu anlayabilse de çıkmadan da soluduğu şeyin hava olduğunu anlayabilmiştir.

Zaman olgusunu da tam olarak anlayabilmek için zamandan sıyrılmak gerekir. Ancak bu eylem şu an için mümkün görünmüyor.  Bu yüzden zamanı anlayabilmemiz için “şimdi” ile beraber “geçmiş” ve “geleceğin” zaman olgusunu oluşturan ayrı ayrı kavramlar olduğu anlaşılmalıdır. Bu yöntemle kısmi de olsa anlayabiliriz.

Zaman çizgisinde ilerleyen her varlığın veya olgunun bir başlangıcı vardır. Zaman da kendi çizgisinde ilerleyen bir olguysa zamanın da bir başlangıcı olmalı diye gelir akla. Ancak “başlangıç” da bir zaman olgusu olduğu için zamanın var oluşunu “başlangıç” ile nitelendirmek doğru olmaz. Bu olgunun yaradılışı zaman ötesinde mümkündür. O halde zamanın oluşmasını sağlayan şey,  zamandan münezzeh olmalıdır.

Bu oluşumu sağlayan şey eğer zaman çizgisinin içinde olmayıp zamanın illüzyonundan etkilenmiyorsa zamanın başını ve sonunu bir film şeridi gibi görebilir ve ona hükmedebilir. Dijital teknoloji öncesi insan yapımı filmlerde her bir saniyede 25 film karesi bulunur. Tabi teknolojinin gelişmesi ile 1 saniyedeki kare sayısı arttırıldı ve “ağır çekim” mümkün hale gelebildi. Bu gelişimin devam etmesi ile saniyedeki kare sayısı daha da arttırılabilir. Zaman olgusunu da bu şekilde düşünecek olursak; sonsuz sayıda zaman dilimini olduğunun ve zamanın illüzyonundan etkilenmeyen varlığın veya olgunun bütün bu zaman dilimlerini kapsayacağı sonucuna varmış oluruz.

Örneğin bir film simülasyonun içinde olmayan bir kişi, film şeridinde birden fazla karenin olduğunu görür ve istediği kareden ileri ya da geri gidebilir. Zamanın da sonsuz sayıda zaman dilimi olur; yaşadığımız an, yaşadığımız andan bir saniye öncesi ve sonrası veya saniyenin milyonda bir öncesi ve sonrası. Sayıların sonsuzluğu kadar sonsuz zaman dilimini kastediyoruz. Zaman illüzyonundan etkilenmeyen zaman ötesi varlık veya olgu da, zaman şeridinin tüm karelerini kapsayabilir. Yani aynı anda Büyük Patlamayı, Samanyolu Galaksisinin ilk güneş tutulmasına, günümüzden milyonlarca yıl öncesini ve sonrasını…

Buna göre illüzyonun içindeki bizler geçmişi değiştiremediğimiz gibi geleceğimiz de bellidir. Peki geleceği belli olan bizlerin özgür iradesi mi var yoksa zaman ötesi olgu veya varlık tarafından belirlenmiş mi? Bu paradoksu anlayabilmek için yazının başında bahsedilen; “zamansız bir ortamın “zaman öncesi” veya “zamanın başlangıcı” olarak nitelendirmek doğru olmadığını ancak “zaman ötesi”  ile nitelendirmek doğru olduğu tezini tekrar ele almak istiyorum. Oluşumu zaman ötesinde olan bu olgunun “başlangıcı” zaman oluştuğu an olmayacağı gibi zamanın son karesi de zamanın sonu olmayacaktır. Bu sirküle edilen bir döngü olarak anlaşılmalı. Biz ise yaşadığımız sonsuz sayıdaki zaman diliminin akmaya devam eden bir karesindeyiz. Bu kare, saniyeler, dakikalar ve günler geçmeye devam ettikçe akmaya devam etmektedir. Bu karede geçmişte yaptıklarımızı kendi irademizle karar verdiğimiz gibi geleceğimizi de vereceğimiz kararlara göre şekillendireceğiz. Gelecekte ne yapacağımızın belli olması, Geleceği özgür irademizle şekillendirmediğimiz anlamına gelmez. Örneğin bu yazıyı yazarken hangi kelimeleri ve karakterleri tercih edeceğimi kendim karar veriyor olurken daha ileri zaman dilimindeki “ben” dış çevreye bağlı olarak yazıyı bitirmiş veya yarıda kesmiş olacağı için, zaman ötesinde yazının akıbeti biliniyor demektir. Zaman illüzyonunun içindeki ben ise yazının akıbetini yalnız olasılıklar dahilinde tahmin edebilirim. Fakat bu zaman diliminde yazıyı şekillendirebilirim ve ileri zaman dilimindeki “ben” çoktan şekillendirmiş olacak. Kısacası, geleceğimizi değiştiremeyiz ancak şekillendirebiliriz.

Zaman Algısı    

Albert Einstein’ın İzafiyet teorisine göre zaman çeşitli cisim veya varlıklara göre izafidir ve bu izafiyet cismin kütlesine göre değişir. Bu teoriyi basit bir pratikle de deneyleyebiliriz. Örneğin çevresi 4 milyar 7 milyon 5 yüz bin cm olan dünya ile 85 cm karın çevresi olan bir insanın kendi ekseni etrafında dönüşünü kıyasladığımızda dünyanın 24 saat içinde insanın ise bir çırpıda döndüğünü görüyoruz. İki cisim arasında kütle zaman oranlaması yaptığımızda dünyanın çapı bir insanınki kadar olsaydı saniyenin 1/1000’i kadar ekseni etrafında dönecekti. Sonuç olarak dünyanın zaman algılayacak iradesi olsaydı bizim 24 saat olarak algıladığımız zaman aralığını saniyenin 1/1000 gibi algılayacaktı. O halde zaman ile kütle arasında bir ilişki var ise, zaman ötesinde kütle mevhumundan bahsedilmez. Bu da bize “maddenin ötesi” kavramının olduğu sonucunu vermiş olur.

Zaman ve mekan; birbiri ile ilişkili iki olgudur. Kütle ile görece olarak değişen zaman bir “başlangıcı” yoktur ancak ötesi vardır. Dolaysıyla zaman içerisinde akıp giden mekanın ve onu oluşturan kütlenin de bir başlangıcı değil ötesi olur. Bu iki olgunun oluşumu ancak zaman ve mekan ötesinde mümkün olur. Biz ise zamanın ve mekanın illüzyonunda olduğumuz için bu iki olguyu objektif bir şekilde algılamamız mümkün değil.

Muhammed Nur Öztürk

Zaman ve Mekan Olgusu” için bir yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir